301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
10 Mayıs 2021 - Pazartesi 17:05
 
Adalet!
Kemal ANADOL
 
 

Kaç yazımda kaç kez yazdığımı anımsamıyorum. Bir kez daha yinelemekte yarar var. Artık herkesin kendine göre bir “Demokrasi” tarifi geçerli değil. Demokrasi, hukuk ve insan haklarının evrensel tanım ve ölçüleri var. Yüzlerce yıl süren tartışmalar, çatışmalar, savaşlar sonunda aynen damlaya damlaya oluşan doğal (natürel) sızma zeytinyağı örneği, bu kavramlar da litre gibi, metre gibi, kilo gibi evrensel ölçülere ulaştı. Onun için günümüzde bunlar üzerinde bir tartışma söz konusu değil. Her iktidarın kendi keyfine göre bir demokrasi tarifinin kalp paradan farkı yok!

***

“Demokrasi” deyince hemen onunla özdeş “hukuk” öne çıkıyor. Etle tırnak gibi birbirine girmiş bu iki kavramı diğerinden ayırmak olası değil. Bir ülkede hukuk yoksa demokrasi de yoktur. Şimdi kaba deyimle “zurnanın zırt dediği” yere gelelim. Bir hukuk devletinde en önemli uygulama “Hukuk Kurallarının Genelliği” ilkesidir. Yani adına ister yasa ister tüzük veya yönetmelik, isterse kararname deyin konulan bir kural o coğrafyanın her yerinde ve her yurttaşa uygulanmalıdır… Ve bu uygulama asla dönemsel (konjonktürel) olamaz! Uygulamalar siyasal gelişmelere göre değiştirilemez.

İşte bu ilke, yani konulan kuralların her yerde ve herkese, hem de hiçbir ayrıcalık olmaksızın uygulanması “Adalet” tanımını ortaya çıkarır. Adalet sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir kavramdır. İnsanın hem mantığı hem de duygularının oluşturduğu bir yüce anlayıştır. İnsanlık, yazının icadından (belki de daha önce) bu yana hep adalet arayışında olmuştur…

***

İslâm tarihinde en çarpıcı örnek Halife Ömer’le kölesi arasında geçer. O dönemde köle insandır ama teb’a (uyruk) değildir. Sadece ekonomik değeri olan bir maldır. Alınır, satılır, kadınsa cinsel ilişkiye girilebilir. Ömer’le kölesi çölde tek deve üzerinde Mekke’ye doğru ilerlemektedirler. Ömer aklından ve vicdanından gelen adalet duygusu ile işi süreye bindirir. Bir saat Halife, bir saat de köle binecektir deveye… Şehre gelince devenin üstünde köleyi, önünde yürüyen Ömer’i görünce şaşırır insanlar. Avrupa tarihinden de buna benzer örnekler verilir. Değirmenini kamulaştırmak isteyen Prusya Kralına yurttaşın isyan ederek “Ama Berlin’de hâkimler var” dediği gibi…

***

Günümüzde “Adalet”, o ülkede demokrasinin varlığını ölçmenin en somut ayracıdır. Eğer o memlekette adalet yoksa hukuk, hukuk yoksa demokrasi yoktur. Somut örnekler verelim. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanının deyimiyle “lebalep” parti kongreleri yapılırken ve polis katılımcıların yanına bile sokulamazken, devlet otoritesini maskesini yanlış takan yurttaşta uygulaması, önce vicdanlardaki adalet duygusunu yok eder, sonra hukuk kavramı yara alır, daha sonra da ülkede demokrasinin varlığı tartışma konusu olur. Babasının, annesinin, evladının cenazesini on kişiyle kaldırmak zorunda olan sade yurttaş, ekranlarda bilmem hangi tarikat şeyhinin tabutu başında devlet erkanı ve arkasında yüzlerce kişiyi görünce yüreğinde ve belleğinde hangi izler kalır düşünebiliyor musunuz?

Norveç Başbakanına ceza kesen polis, yanlışlıkla kendisine verilen hizmet kredi kartını kullanan bakana soruşturma açılması örnekleri yazılı ve görsel medyada yayınlanıyor. Ekranlardaki kadrolu yandaşlar bilgiç bir tavırla başlarını sallıyor ve “Ama orası Norveç” diyebiliyorlar. Gerçekte ne dediklerinin ayırdında değiller. Muhteremler o ülkelerde demokrasi var. Biz ise “varmış” gibi yapıyoruz! Bizde de hukuk ve demokrasi kuralları işlese neden Norveç gibi olmayalım? Çok mu zor?

***

Şimdi hukuk uygulamalarına bu pencereden bakalım. Gündemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Fatih türbesi içinde (huzurunda değil) elleri arkasında dolaştığı için İstanbul Savcılığı tarafından hakkında soruşturma açılması var. Savcı soruşturma için İçişleri Bakanlığından izin istiyor. Şu salgın, işsizlik, açlık ortamında günlerdir bunu tartışıyoruz. Yine ekranlardaki kadrolular ahkâm kesiyorlar. “Efendim yasaya göre savcı işlem yapmak zorundaymış!”

Sizleri ayrıntıya boğmadan Türk Ceza Kanunu’nun 2. Maddesini aynen yazıyorum:

Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.

İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

Kanunların suç ve ceza hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde yorumlanamaz.

Anlaşılıyor ki, İçişleri Bakanlığı genelgesiyle kesilen cezalar da yasal değildir.

Ayrıca 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun, savcılara ve idari makamlara ciddi olmayan şikâyet ve ihbarları işleme koymama yetkisi vermektedir. Bunun en somut örneğini geçtiğimiz yıllarda yaşadık. Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanunî Sultan Süleyman’ın oğlu Beyazıt’ı boğdurma sahnesinden etkilenen bir yurttaşımız Bursa Cumhuriyet Savcılığına Padişah hakkında suç duyurusunda bulunmuştu! Okuyuculardan özür dileyerek yazıyorum; ekranlardaki herbokologların dediğine bakılırsa Savcının Kanunî hakkında soruşturma açması gerekiyor!

***

Bütün olay, iktidarların ve onların düzenlediği mevzuatın yargıç ve savcılara bakış açısı ve yargıçlarla savcıların buna uyum sağlamalarından kaynaklanıyor. Biraz açayım. Yassıada duruşmalarında Hâkim Salim Başol, İstanbul Valisi Ethem Yetkiner’i, “Neden böyle yaptın” diye sorguluyor ve azarlıyordu. Vali dayanamamış ve isyan etmişti. “Hâkim Bey ne bağırıyorsunuz? Ben devlet memuruyum. Fişe benzerim. Hangi prize sokarsanız ona göre çalışırım!” Komik ve çarpıcı da olsa bu tanımlama doğrudur. Çünkü devlet memuru ast/üst (hiyerarşi) ilişkisi içinde olan bir kişidir. Üstünden emir alır ve astına emir verir. Tabii kanuna aykırı olmadıkça…

Yargıçlar ve kısmen savcılar bu tanımlamanın dışındadırlar. Yargıçlar memur değildir. Millet adına adalet dağıtmakla yükümlü kamu görevlileridir. Kimseden emir almazlar. Savcıların ise özel bir konumları vardır. Mesleki sıfatının önünde Cumhuriyet olan bir başka kişi ve makam sahibi yoktur. Onlar kamu adına savda (iddiada) bulunur, sadece sanığın aleyhinde değil lehinde olan kanıtları da toplamakla yükümlüdürler. Ama iktidarlar kendi pencerelerinden onlara böyle değil, memur gibi bakarlar ve yargıç ve savcılar da bunu kabullenirlerse, yani ellerini arkadan değil önden, iliksiz cübbelerinin üstünde bağlarlarsa durum tam bir karabasandır. Önce halkın adalet duygusu ortadan kalkar. Sonra hukuk ve daha sonra da demokrasi tartışılır hale gelir. Bugün yaşadığımız manzara budur.

***

9 Ocak 2020 tarihli gazete haberlerinden öğrendiğimize göre İyi Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için bir soru önergesi vermişti. Bu önergede 19-20 Aralık 2020 tarihlerinde Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi’nin başkanı olduğu Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırma Merkezinin (ASSAM) uluslararası bir toplantı düzenlediği belirtiliyordu. Toplantı sonunda “İslâm Ülkeleri Anayasası” modeli hazırlandığı açıklanmış. Söz konusu modele göre “Devletin adı ve şekli: ASRİKA (Asya-Afrika) İslâm Devletler Birliğidir. ASRİKA İslâm Devletler Birliği Konfederal bir Cumhuriyettir. ASRİKA İslâm Devletler Birliğinde kuvvetler ayrılığı sistemi uygulanır ve başkanlık sistemi ile yönetilir. Başkenti İstanbul, resmî dili Arapçadır.”

Şimdi yürürlükte olan Anayasamızın ilk üç maddesini yazıyorum:

Madde: 1 Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde: 2 Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilklere dayanan demokratik lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.

Madde: 3 Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Bayrağı kanunda belirtilen şekilde beyaz ay yıldızlı al bayraktır…

Dili Türkçedir.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

Dördüncü madde, yukarıdaki maddelerin değiştirilemeyeceğini ve değiştirilmesinin bile önerilemeyeceğini emrediyor.

Söz konusu konferans sonunda yayınlanan metin Anayasamızın ilk üç maddesini açıkça ihlâl ediyor. Aradan 14 ay kadar bir süre geçti. İmamoğlu’nun arkasına kavuşturduğu elleri için soruşturma açan İstanbul Cumhuriyet Savcılığı şimdiye kadar ne işlem yaptı, gerçekten merak ediyorum.

***

Yazının başından beri vurgulamak istediğim bu işte. Mevcut hukuk kuralları Cumhuriyetimiz coğrafyası içinde her yerde ve herkese uygulanmalıdır. Aksi halde adalet duygusu, hukukun üstünlüğü ve üstünde titrediğimiz demokrasimiz onulmaz, onarılmaz yaralar alır.

Yazıyı Osmanlı döneminde yozlaşan adalet düzenini simgeleyen bir fıkra ile bitirelim:

Bektaşi Babası pazaryerindeki satıcıyla tartışmaya başlamış. Adam babaya bir okkalı bir tokat patlatmış. Bektaşi kadıya gitmiş. Gelin görün ki satıcı kadının yakını! Ancak görgü tanıkları da var. Göstermelik de olsa bir ceza vermesi gerekiyor. Kadı adama dönmüş. “Suçlusun. Şikayetçiye yirmi para vereceksin.” Adam “Olur kadı efendi” demiş. “Ancak yanımda para yok. Gidip getireyim.” Kadı izin verince adam çekip gitmiş. Bektaşi ya sabır çekerek bekliyor. Ne giden var ne gelen! Bir saat geçmiş adam yok. İki saat geçmiş halâ yok. Ayağa kalkıp ve yaradana  sığınıp kadıya acısını çıkartırcasına şiddetli bir şamar aşk etmiş! Gözleri çakmak çakmak kendisine bakan kadıya seslenmiş. “Ben gidiyorum Kadı Efendi. Adam gelince ondan yirmi parayı alırsın!”

 
Etiketler: Adalet!,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Anketler
Sitemizin çalışmalarını nasıl buldunuz ?
Ankara

Güncelleme: 22.09.2021
İmsak
Sabah
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv Arama
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı